Aşık Seyrani Aşık Seyrani Hayatı Aşık Seyrani Şiirleri Aşık Seyrani Resimleri

“Âşık Seyrâni”

Aşık Seyrani hayatı, şiirleri, resimleri.

Aşık Seyrani Biyografi;

Âşık Seyrâni, 1800'de Develi'de doğmuştur.

Gençlik yılları Develi ve çevresinde geçmiş, daha sonra İstanbul'a gitmiştir. Devrin tanınmış şâirleriyle atışmalar yapmış, sarayın ilgi ve iltifatını görmüştür. Bilhassa yazdığı taşlamalarla dikkati çeken Seyrânî, İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalınca başta Halep olmak üzere memleketin çeşitli yerlerini dolaşmış ve 1866'da Develi'de Dünyaya gözlerini kapmıştır (ölmüştür).

Dîni, tasavvufî şiirlerinin yanında sâde bir dille yazdığı taşlama ve diğer sosyal temalı şiirleri ile Halk Edebiyatı'nda önemli bir yeri olan Âşık Seyrânî'nin elimizde çok sayıda şiiri mevcuttur. İki bölümden meydana gelen bu eserde Seyrânî'nin hayatı, edebî şahsiyeti ve şiirlerinden örneklerle bibliyografya bulunmaktadır.

Seyrani Şiir Dörtlük:
"Evvel giymez iken ipek mintanı
Giyersin eğnine çul yavaş yavaş
Feragat kıl bırak aşk u sevdayı
Olma bir dilbere kul yavaş yavaş"

Tweetle

Takip Et @AsikSeyrani

Aşık Seyrani Hayatı

19cu yüzyıl gizemci halk şiirinin büyük ustası (Aşık Seyrani), kuşkusuz, Seyrani'dir Dehası, yergiciliği, taşlamaccılığı, bir bakıma, gizemciliğini bastiran, haksızlığa, rüşvete, kıyıcılığa, toplumsal dengesizliklere, kaba sofuluğa, ahlaksızlığa karşı gözünü budaktan esirgemeden, korkmadan, çekinmeden savaşını veren, bu arada inancının gereklerini de bir yana itmeden, şiirsel yapıdan, söyleyişten uzaklaşmadan, etkin, kalıcı şiirlerini sazıyla halk içinde söyleyen güçlü bir ozanımız Seyrani'dir. Şiirlerinin çogunun bugün de güncelliğini yitirmemiş olması, halk arasında büyük saygınlık kazanması, Seyrani'nin gücünün simgesidir.

Seyrani, Kayseri'nin şimdiki adı Develi eski adıyla Everek ilçesinde doğmuş, yine doğduğu yerde vefat etmiştir (ölmüstür). Yoksul bir mahalle imâmî olan Cafer Hoca'nın oğludur. Asıl adı Mehmet'tir. Bir saptamaya göre, 1807 yılında doğmuş, 1866 yılında ölmüştür. Ancak, bu tarihlerin doğruluğu üzerinde kuşkular da vardir. Seyrani'nin bir mezar taşı bile yoktur; bir rivayete göre şimdiki Develi ilçesinde bulunan, Develi Lisesinin Güney Doğu tarafında lisenin köşesinde olduğu Rahmetli Aşık Ali Çatak Bey tarafından yapılan araştırılmalar sayesinde orda olduğu rivayet edilmektedir.

Seyrani derki;
«Can ipi ten yününden
Saran kirman ular bir gün
Hep kesilir sular bir gün
Ecel kollarini boynuma
Habersizce dolar bir gün dür bugün» der ve vefat eder.

Seyrani çocuklugunda bir süre Halasiye mektebine devam eder iki yıllık bir mahalle eğitimi alır. Yine bir rivayete göre sekiz yıl askerlik yaptığı söylenir. Askerlik dönüşü evlenir ve Seyfullah, Nasrullah, Emine, Zeliha, Havva ve Fatma adında altı tane coçugu olur (Maşallah, Allah bağışlasın).

Seyrânî ismini almasının bir sebebi hikmeti vardir. Bir yaz sabahı mescit imâmi olan babasının kapısı vurulur; Cemâat dışarısa kaldı, sabah namazı vakti geçiyor denilir. Babası da Seyrani'yi mescidin kandillerini yakmakla görevlendirmistir. Seyrani kandilleri yakmak için mescide gider, kapıyı açar ve kandilleri yanmış bulur, içeri girdiğinde kandillerin titrek ışıkları altında muntazam saflar tutmuş yeşil kavuklu, ak sakallı, iri gövdeli, mebih kiyafetli cismi nurlu bir cemaat görür. Gördüğü bu manzara karşısında titrer, korkar düşer ve bayılır. Günlerce ortadan kaybolur, yavrusunun esrarengiz bir şekilde kayboluşundan dolayı validesi ağlar ve çırpınır. Tüm aramalar sonunda bir hafta sonra Köşkpınardaki gazel bağlarında babası oğlunu baygın bir halde bulur. Ne olduysa ondan sonra olur ve o artık Mehmedlikten Seyrani mahlaslı şairliğe geçen insandır. Ne olduğu sorulduğunda; yanındaki yeşil cübbelilerle Bağdat'a gidip İmâm-ı Âzamı ziyaret ettiklerini ve geri kendisini bağa bırakıp üzüm yiyerek ayrıldıklarını söyler. Seyrani'nin kalp gözü açılmıştır artık. Hak için yaşar Hak için söyler, Hak için çalar sazını rakiplerini sözleriyle birer birer pes ettirir. Bir ara gururlanır kendisiyle; bağlarına doğru giderken çakıl arasında bir tilki rast gelir Seyrani Babaya, tilki “DUR” der; suallerime cevap ver der; ona ahiretle ilgili sualler sorar ve hiç birine cevap veremez ve gururlandığından dolayı bu dersin kendisine reva görüldüğünü anlar ve şu sözleri söyler;

«Ağır meclislerde sıkılmaz iken
Mengeneye versen bükülmez iken
Seyrâni aslana yenilmez iken
Dedirdin tilkiye pes kara bahtım»,der; ve düşer gurbet ellerin yollarına.

Yolculuk İstanbul'adir ve dönem Abdülmecit Han dönemidir ve yedi yıl ilim ve irfan tahsil eder.

İstanbul'da ''bilimsel ve kültürel öğrenim'' gördüğü şiirlerinden anlaşılmaktadır. Bir yandan da Alevi-Bektaşi tekkelerine girmiştir. Tasavvuf konularını öğrenmiş yergici, taşlamacı yanını acımasızca kullanmaktan çekinmemiştir. Gelenekçi halk şiirini öğrenmiştir.

Seyrani 19. yy halk şiiriyle tekke şiiri arasında bağlantı kuran, her iki şiir türünü birbiriyle kaynaştıran bir halk şairidir. Şiirlerinde aşk ve tasavvuf konularını işler. Bazı şiirlerinde Alevi-Bektaşi edebiyatında sık sık kullanılan tasavvuf kavramları, özellikle Ehli Beyt sevgisi geniş bir yer tutar. Dili akıcı, söyleyişi kolay ve yumuşaktır. Halk deyimleri, atasözleri gibi ortak dil varlıklarını çok kullanır. Şiir konularını (aşk, günlük olaylar) genellikle kendisi hayatından seçer. Bazı şiirlerinde çağının sosyal durumunu, ahlak çöküntülerini toplum sarsıntılarını yerici bir dille ele alır.

Anlaşılan odur ki Seyrani, doğasal olarak her türlü. yanlışlıklara karşı çıkmadan, olayları, kişileri yermeden edememektedir. Bu yüzden olacak ki İstanbul'da seçkinleri yerdiği için hakkında kovuşturma açılmış, ve bir dostunun yardımıyla Develi'ye kaçırılmıştır.

Bir rivayete göre Seyrani'nin İstanbul'dan kaçışı şöyle anlatılmaktadır; Dolmabahçe Sarayı yeni yapılmaktadır boşa giden masraflara bakarak saray düzenini ve bozuk düzene sürekli eleştirilerde bulunur. Bu yüzden sürekli saray tarafından tenkitler alır. Yapılan bir yarışmada birinci olur ve ödül için saraya padişah huzuruna çağırılır ve kendisine bir kürk hediye edilir. Saray çıkışında yolda gördüğü soğuktan titreyen bir garibe kürkü hediye eder. Bunu görenler padişaha hakaret diye şikayet ederler ve sürgün edilmesi istenir bunun üzerine huzura çağrılır ve sorulur: ve Seyrani “Beni Hakkın Mekanından Özge Bir Mekan Bulmak Mümkün İse Bul Gönder” der bu söz padişahın çok hoşuna gider ve affeder. Ama düzen hep tersine gitmeye devam eder ve Seyrani,de eleştirilerine sözle karşılık vererek devam eder. Artık Seyrani icin ölüm fermanı çıktı çıkacaktır. Develili bir hemşerisi tarafından gizlice bir gece Develi'ye kaçırılır. Bir süre burada kalır ve daha sonra Halep'e gider ve bir müddette orada kalır. Halepten tekrar Develi'ye döner o artık erenlerin şarabından içmiş, Hak için söyleyen bir aşıktır ama malesef Develi onun kıymetini kadrini bilmez; ancak öldükten sonra anlaşılır kıymeti ve kadri.

Özellikle Orta Anadolu'da gezdiği anlaşılan Seyrani'nin ''Aşık Toplantıları''na katıldığı, düzenlenen türlü sazlı sözlü yarışmalarda hep önde gittiği anlaşılıyor.

Yaşamının sonuna doğru bir sinir hastalığına da tutulan Seyrani'ye son döneminde "Deli'' dendiği saptanıyor. Seyrani'nin yaşamı acılarla, yoksulluklarla geçmiştir, bütün zorluklara rağmen Seyrani yaşama sevincini hiçbir zaman yitirmemiştir. Yoksulluğunu, çektiği acıları, dik kafalı bir ozan oluşuna bağlamak da, pek yanlış olmaz. Seyrani'nin yaşadığı dönemde ülkede de birtakım değişiklikler, yenilikler başlamıştır. Çağdaş okullar açılmaya, yeni mahkemeler kurulmaya başlamış, Ülkeye telgraf gelmiş çeşitli yenileşme çabaları gözlenir olmuştur. Bütün bunları Seyrani'nin yakından izlediğini, halkın üzerindeki etkileri gözlediğini, şiirlerinden çıkarma olanakları vardır. Bu bakımdan Seyrani, kendisinden önceki Ozanlar gibi alışılmış konu sınırlarını aşan, çağdaş olayların, oluşumların içine girmeye çalışan, bunları eleştirel gözle değerlendirmeye yönelen bir ozan olarak özellikle dikkati çekmektedir. Seyrani'nin bu yergici, taşlamacı tavrının yanı sıra içtenlikli, duyarlılıklı bir yanı olduğu da görülüyor. Herhalde Seyrani, çağının da tüm halk şiirimizin de üzerinde önemle durulması gereken en güçlü, en ilginç ozanlarından biridir. Güncelliğini yitirmeme başarısını göstererek, diliyle, deyişiyle, konusuyla, ustalığıyla güçlü, saygın bir ozan Seyrani.

Seyrani'nin bazı eserleri Muzaffer Sarısözen ve Dr. Recai Özdil tarafından 17 deyişi derlenmiş ve bestelenmiştir. Bunların en ünlüsü Safiye Ayla, Emel Sayın,Yüksel Uzel gibi ünlüler tarafından icra edilen,

«Hüsne mağrur olma ey yüzlü mahım, Niceler yokuştan inişten geçti, Sana kar etmedi feryad-ı ahım, Benim ahım Küh-i keşişten geçti gibi.»

Kendinden önce gelen halk şairleri arasında özellikle Karacaoğlan'ın etkisi altında kalmış; kendinden sonra gelenleri de geniş ölçüde etkilemiştir.

Wiki: Aşık Seyrani Hayatı

Türk Halk Edebiyatı'nın zirve isimlerinden biri olan Develi'li (Everek'li) Seyrani'nin doğum tarihi kesin değildir. 1800 veya 1807 yılında doğduğuna dair kayıtlar vardır. Bugün Kayseri ilinin en büyük ilçesi olan, o yıllarda Everek adıyla bilinen Develi'de doğmuştur. Asıl adı Mehmet'tir.

Babası fakir bir mahalle camii imamı olan Hoca Cafer Efendi'dir. Çocukluğu ekonomik güçlüklerle geçmesine rağmen babasının sayesinde medrese eğitimi almaktan geri kalmamıştır.

Seyrani'nin hayatı ile ilgili kesin bilgiler mevcut olmadığından halk kendisi için bazı menkıbeler yayarak bu eksikliği gidermeye çalışmıştır. Seyrani'nin ününü duyan çevre vilayet ve kaza aşıkları sık sık Develi'ye gelerek onunla atışırlar. Seyrani ustalığını konuşturarak onları pes ettirir. Ama artık ona Develi dar gelmeye başlamıştır, İstanbul'a gitmeyi arzular.

Seyrani, büyük bir ihtimalle Sultan Abdülmecit'in tahta geçtiği yıl olan 1839 yılında İstanbul'a gelir. O yıllarda İstanbul'da semai kahvelerine, söz meclislerine ilgi gösterilir, aşıklar birer bilge kişi olarak görülür, dinlenirdi. Bu meclislerin tiryakileri, aşıkları yalnız bırakmaz, onları meclisten meclise, kahveden kahveye taşırlardı. Saray'da devlet erkanının konaklarında, zenginlerin köşklerinde bir araya gelen aşıklar, birbiriyle tanışır, söyleşir, atışırlardı. Bazı paşa ve beyler, şairleri himaye eder onlara rahat bir hayat sağlarlardı. Böylesi bir zamanda İstanbul'a giden Seyrani, zamanın saz ve kalem şairleriyle tanışır, bilişir. Seyrani, İstanbul'a gelmişken yarım kalan medrese öğrenimini tamamlar. Şu sözleriyle tanımlamıştır bu günlerini:

"Yedi yıl eğlendi, kaldı Seyrani
Bütün tahsil etti ilmi irfanı
Sendeyken her türlü mürüvvet kanı
Bulmadın derdime çare İstanbul"

Ancak Seyrani karakteri gereği, etrafında gördüğü yanlışlıklara, bu yanlışlıkları yapan Padişah da olsa görmezlikten gelemeyen ve şiirlerinde bu durumları ağır bir şekilde hicveden bir şairdir. Bu yüzden hakkında soruşturma açılmış ve yakalanmamak için de Develi'li bir dostunun yardımıyla Develi'ye kaçmak zorunda kalmıştır. Bir süre burada kalan Seyrani daha sonra Halep'e gider. Burada da tutunamayan Seyrani tekrar Develi'ye gelir. Yaşadığı süre içerisinde Develi onun kıymetini pek anlayamamıştır. Yakalandığı sinir hastalığından dolayı ona "Deli Seyrani" denmiş, son yıllarını Develi'de yoksulluk içinde geçirmiştir.

Yoksulluğunu, çektiği acıları, dik kafalı bir ozan oluşuna bağlamak pek yanlış olmaz. Seyrani devrindeki gelişmeleri yakından takip etmiş, yanlışlıkları eleştirmiş, şiirlerinde kendisinden önceki ozanların alışılmış konu sınırlarının dışına çıkmıştır. Olaylara genellikle eleştirel gözle bakmış ve halkın sesi olmaya özen göstermiştir. Şiirleri hem ele aldığı konu bakımından hem de kafiye yapısı bakımından çeşitli ve zengindir. Şiirlerini daha çok hece ölçüsüyle yazmıştır. Asıl ününü hece ölçüsüyle yazdığı koşma, semai, destan, nefes ve şathiyeleriyle kazanmıştır. Şiirlerinde daha önce kimsede rastlanmayan kafiye yapılarına yer vermiştir. Şiirlerinde bazen bir tarikat ehli, bazen siyasi bir eleştirmen, bazen de koyu bir aşık olur. Bu da Seyrani'nin içten, dindar, duygulu ve duyarlı bir kişi olduğunu gösterir.

Seyrani, 19. yüzyıl halk edebiyatımızın şüphesiz en değerli örneklerinden birisi olarak diğer halk ozanlarını da etkilemeyi başarmıştır. Kendisi hakkında yapılan araştırma ve incelemeler son yıllarda çoğalmıştır. Eserlerinden bazıları bestelenerek icra edilmiştir.

Aşık Seyrani Şiirleri

  • Allah'ın Emrine Mutiim Dersen

    Allah'ın Emrine Mutiim Dersen

    Allah'ın emrine mutiim dersen
    Resûl'ün emrine itaat eyle
    Helâl haram demez bulduğun yersen
    Mü'minlik sözünden feragat eyle

    Zahm-ı aşka gelip merhem sarmağa
    Ferhâd olup bir gün bağrın yarmağa
    Kudretin yoğ ise Beyt'e varmağa
    Gönül Beytullah'tır ziyaret eyle

    Kulun rızkın verir hazret-i Bâri
    Açılan gülleri incitmez hârı
    Kötülük değildir er kişi kârı
    Kemlik edenlere inâyet eyle

    Kalbini geniş tut sıkma Seyranî
    Rıza-yi Bâri'den çıkma Seyranî
    Gönül beytullahtır yıkma Seyranî
    Elinden gelirse imâret eyle
    (Aşık Seyrani)

  • Ağlar Gezerim

    Ağlar Gezerim

    Aşkın derdine düşeli
    Mecnunum dağlar gezerim
    Katram kaynayıp coşalı
    Sel oldum, çağlar gezerim

    Pîr eşiğin bildim
    Kabe hatası var ise tövbe
    Derd ile erdim Eyyüb'e
    Yaremi bağlar gezerim

    Kimi beydir, kimi geda
    Cümlesine yaren Hüda
    Yusuf'umdan düştüm cüda
    Yakub'um ağlar gezerim

    Seyrani, aşkın Tur'unda
    Tecelli gördüm nurunda
    Gerçeklerin huzurunda
    Çürüğüm, sağlar gezerim
    (Aşık Seyrani)

  • Aşkın Çilesi

    Aşkın Çilesi

    Ben bu aşkın çilesini
    Yanar çektim, tüter çektim
    Yedim gonca sillesini
    Bülbül gibi öter çektim

    Dizgin etsem gönül atın
    Geçer göğün yedi katın
    Yalan dünya maslahatın
    Kah bitmez, kah biter çektim

    Seyrani, bilmem mert midir
    Yoksa cana cömert midir
    Eyyub'un derdi dert midir
    Ben ondan besbeter çekti
    (Aşık Seyrani)

  • Hak Yolunda Gidenlerin

    Hak Yolunda Gidenlerin

    Hak yolunda gidenlerin
    Asa olsam ellerine
    Er pir vasfın edenlerin
    Kurban olsam dillerine

    Torunuyuz bir dedenin
    Tohumuyuz bir bedenin
    Münkir ile cenk edenin
    Silah olsam ellerine

    Bir üstada olsam çırak
    Bir olurdu yakın ırak
    Kemiğimi yapsam tarak
    Yar saçının tellerine

    Vücudumu kavursalar
    Yönüm yare çevirseler
    Harman edip savursalar
    Muhabbetin yellerine

    Vakit kalmadı durmağın
    Kaldır Seyrani parmağın
    Deryaya akan ırmağın
    Katre olsam sellerine
    (Aşık Seyrani)

  • Olgunlaşmış bir bostan var

    Olgunlaşmış bir bostan var

    Olgunlaşmış bir bostan var
    Şu kıraçta susuz nesiz
    0 bostanda bir ağaç var
    Meyvesi yok dalsız nesiz

    Bu bahçede yoktur duvar
    Bir ağaç var göğe uzar
    0l ağaçta bir kuş gezer
    Kanadı yok tüysüz nesiz

    Yeryüzünün menekşesi
    Her birisi bir yol açmış
    Bu ne şekil irenk imiş
    Boyası yok seğsiz nesiz

    Seyranî bir eski derviş
    Ona bu Haktan verilmiş
    Dividin yok kalem mafiş
    Yine okur cüzsüz nesiz
    (Aşık Seyrani)

Aşık Seyrani Resimleri

Aşık Seyrani Portre Aşık Seyrani Sözleri Aşık Seyrani Heykeli